Duyuru

Antik dünyadan, modern dünyaya Doğudan Batıya, İslam dünyasının Batı’ya aktardığı zengin bilim, sanat, düşünce ve medeniyet mirasına özgün bir yaklaşım Prof. Dr. Bekir Karlığa ve Prof. Dr. Ejder Okumuş’un katkılarıyla Medeniyet Mirası bu akşam 23’te Vav TV’de

Batıya Doğru Akan Nehir Belgeseli

“Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”, insanlığın başlangıcından bugüne kadar akıp gelen görkemli medeniyet ırmağının seyrini gözler önüne sermeyi amaçlayan küresel bir medeniyet hikâyesidir

Yukarı Mezopotamya düzlüklerinde, yani Dicle-Fırat havzasında yer alan Adıyaman, Gaziantep, Urfa ve Mardin ovalarında başlayan uygarlık yolculuğu, Nil deltası boyunca Mısır’da, Ganj ve Brahmaputra nehirleri boyunca İndus vadisinde, Sarı Nehir (Huang-He) ve Mekong ırmağı boyunca Çin’de, Seyhun ve Ceyhun nehirleri boyunca Orta Asya boz kırlarında, Rehn, Rohn ve Tuna nehirleri boyunca Kıta Avrupa’sında, Thames nehri boyunca Britanya adasında ve eski zamanlarda Amazon nehri boyunca Güney Amerika’da, yakın zamanlarda Hudson, Missuri, Minnesota ve Missisipi nehirleri boyunca Kuzey Amerika’da hızlanarak devam edip gelmiştir. 

Her ırmak gibi medeniyet nehri de, dur durak bilmez akışını sürdürürken, coşup çağlamış, süzülüp arınmış, değişik mecralardan geçmiş, farklı kültürlerden beslenmiş ve olgunlaşıp yetkinleşerek günümüze ulaşmıştır. Bu nedenle de tek bir toplumun, kültürün veya bölgenin ürünü değil, tüm insanlığın ortak birikiminin mahsulüdür.

“Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”, indirgemeci bir medeniyet yaklaşımı yerine, küresel ölçekte kapsayıcı bir uygarlık anlayışı sergilemeye çalışmaktadır. Bu nedenle de özgün referanslarla ilk ve ana kaynaklara inmekte, yeni buluşlarla yansız, gerçekçi ve objektif çözümlemeler getirmeye çalışmaktadır.  

 “Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”, yalnızca medeniyetler tarihini farklı bir bakış açısıyla incelemekle kalmamakta, aynı zamanda medeniyetlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini orijinal kaynaklarına inerek gözler önüne sermek suretiyle, yeni bir medeniyet bilincinin oluşmasına da katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. 

“Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”nin metni, Prof. Dr. Bekir Karlığa tarafından kaleme alınmış, Oxford ve Cambridge üniversitelerinden uzmanlarca sinema-televizyon diline aktarılmış ve yapımı BBC’ye programlar hazırlayan İngiltere’nin önde gelen kuruluşlarından LİON TV. Tarafından gerçekleştirilmiştir. 

“Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”nin süpervizörlüğünü,  dünyaca ünlü Roma dizisinin de aralarında bulunduğu ünlü filmlerin senaryosunu yazmış ve yapımını gerçekleştirmiş olan John Milius yapmıştır. Supervizör olarak John Milius’un seçilmesinin özel bir nedeni var elbette ki. John Milius, şimdiye kadar hep Amerikan gücüne ve hegemonyasının inanmış, daha çok da kuvvet, iktidar, silah ve çatışma konularına eğilim göstermiş bir sinema adamı olarak tanınmışken; ilk kez bu belgesel ile birlikte gönüllü olarak sevgi, barış, hoşgörü ve uygarlık öğelerini ön plana çıkaran bir esere imza atmayı kabul etmiştir. Bir bakıma bu belgesel, onun sinema hayatında bir dönüm noktasını oluşturmaktadır.

“Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”nin çekimleri, başta Türkiye olmak üzere, Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Fas, İran, Hindistan ve Özbekistan dâhil 16 farklı ülkede, usta yönetmenler tarafından harika mekânlar seçilerek, dünyamızın önde gelen 200 civarında politikacı, bilim adamı, düşünür, edebiyatçı ve sanatçılarının görüşleri eşliğinde ekranlara taşınmıştır. 

 “Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”nin son üç bölümü, tamamen medeniyetimizin günümüzde ve gelecekte karşı karşıya kalacağı küresel sorunlara, bunların nedenlerine ve çözüm yollarına ayrılmıştır. Günümüzde dünyamızı tehdit eden çatışma, şiddet, terör, savaş,  entegrizm, ırkçılık, yıkıcı, bölücü ve ötekileştirici yaklaşımlarla karşı; barışı, sevgiyi, dostluğu, evrensel insani değerleri ön plana çıkarmaya çalışılmakta ve “Medeniyetler Çatışması” tezinden “Medeniyetler İttifakı” girişimine kadar, insanlığın karşı karşıya bulunduğu güncel konuları ele alıp tahlil etmektedir.

İpek Yolu Medeniyetlerinin Hikayesi (Işığın Geldiği Yer)

Kısaca “insanoğlunun ortaya koyduğu etkinliklerin en seçkini, en özgünü” demek olan medeniyet; bilim, teknik, sanat, estetik güzellikler, insanın kendisine ve başkasına bakış tarzı ve ilişki şekli, değerleri, idealleri gibi toplu bir bütünlüğü ifade eder. 

Mevcut bilgilerimize göre, insanlığın günümüzden yaklaşık on iki bin yıl önce Yukarı Mezopotamya düzlüklerinde, yani Dicle ve Fırat havzasında başladığı kabul edilen medeniyet yolculuğu; hemen hemen aynı tarihlerde Nil Deltası boyunca Mısır’da, ondan yaklaşık beş bin sene sonra Sarı Nehir (Hıang-he) ve Gök Irmak (Yengtze) kıyıları boyunca Çin’de, ondan kısa bir süre sonra Ganj ve Brahmaputra nehirleri boyunca İndus Vadisi’nde, ondan bir süre sonra da Orta Asya bozkırlarında devam ederek bütün dünyaya yayılmıştır. 

Medeniyet, insanlık ile beraber gelişmiş evrensel bir olgu; bütün toplumların, kültürlerin ortak katılımı ile meydana gelmiş evrensel bir bileşimdir. Medeniyetlerin oluşumunda ırk, din, dil, iklim, beslenme ve coğrafya gibi unsurların etkisi olduğu kabul edilmektedir. Binlerce, kim bilir belki de milyonlarca sene içinde oluşup gelişen medeniyet mirası, tarihteki en uzun hikâyeyi oluşturur. 

Bu uzun tarihi boyunca her medeniyet, kendinden önceki medeniyetlerden pek çok şey almış; kendinden sonraki medeniyetlere de pek çok şey devretmiştir. Bu uzun yolculuk sürecinde, evrensel uygarlıkların iki ana güzergâh üzerinde seyrettiği görülmektedir. Bu güzergâhlardan biri Mezopotamya’dan başlayıp Anadolu ve Akdeniz üzerinden Batı Avrupa’ya ulaşan ilk ve en büyük akstır. İkincisi ise Çin ve Hint alt kıtasında başlayıp Orta Asya, İran, Anadolu ve Akdeniz üzerinden İtalya’ya ulaşan ve buradan dünyaya dağılan akstır. 

Biz, bu güzergâhtan birincisini; Türkçe versiyonu, metni Prof. Dr. Bekir Karlığa tarafından yazılan ve her biri birer saatlik yirmi bölümden oluşan “Batı’ya Doğru Akan Nehir”, İngilizce versiyonu ise her biri bir saatlik yedi bölümden oluşan ve “East To West” başlığını taşıyan 2008-2011 arasında yapımını tamamladığımız medeniyet belgeselinde izleyicilere sunduk. 

2013 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat Büyük Ödülü başta olmak üzere pek çok ödül kazanan “Batı’ya Doğru Akan Nehir”in Türkçe versiyonu, beş yıla yakın bir süre Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) değişik kanallarında yayınlanmıştır. İngilizce versiyonu ise başta ARTE, ZDF, Phoenix France 3 gibi Avrupa kanalları olmak üzere dünyanın önde gelen kırk beş televizyon kanalında yayınlanarak bir rekor kırmıştır. 

Amerika Birleşik Devletleri’nin önemli kültür kanallarından SMITHSONIAN CHANNEL tarafından “East Meet West” başlığı altında özel bir versiyonu hazırlanmış ve ABD ile Kanada’da yayınlanmıştır. Avustralya’nın önde gelen yayın kanallarından SBS’te iki dönem, FOXTEL’de bir dönem yayına girmiştir. Hollanda devlet televizyonunda da üç bölümlük özel bir versiyonu yayınlanmıştır. 

Evrensel uygarlığın Çin Seddi’nden başlayıp Venedik ve Roma’da son bulan ikinci ana güzergâhı ise Doğu ile Batı’yı, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan tarihî İpek Yolu üzerinde cereyan etmiştir. Pekin’den başlayarak Çin Seddi boyunca ilerlemiş, Karakurum ve Tanrı Dağları’nın üzerinden Orta Asya bozkırlarına ulaşmış, İran ve Azerbaycan topraklarından Anadolu yaylalarına geçmiş, geniş Mezopotamya düzlüklerini aşarak Avrupa içlerine varmıştır. 

Metni Prof. Dr. Bekir Karlığa tarafından yazılan ve yapımı İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR) tarafından gerçekleştirilecek olan “Işığın Geldiği Yer: İpek Yolu Medeniyetleri” belgeseli geniş Asya kıtasında oluşup gelişen ve buradan dünyaya yayılan evrensel uygarlık mirasını gözler önüne serecektir. Türkiye-Çin ortak yapımı olarak planlanan, her biri otuz dakikalık yirmi altı bölümden oluşacak bu muhteşem belgesel; bir yandan bu coğrafyada sürdürülen ve bugün bütünüyle insanlığın özlemini duyduğu sevgi, barış, dostluk ve birlikte yaşama tecrübesinin eşsiz örneklerini sergileyeceği gibi, tarihi binlerce yıl öncesine varan Çin-Türk ilişkilerinin derin boyutlarını da gözler önüne serecektir.

Farabi

BİR MEDENİYET DÜŞÜNÜRÜ FÂRÂBİ

Ortaçağ İslâm dünyasında Muallim-i Sani, Ortaçağ Latin Dünyasında Magister Secundus yani Aristo’dan sonra ikinci ve en büyük felsefe öğretmeni olarak bilinen Ebu Nasr Muhammed ibn Muhammed ibn Tarhan veya Turhan ibn Uzluğ el-Fârâbî, şüphesiz ki Türk dünyasının sembol şahsiyeti, İslâm dünyasında felsefi düşüncenin kurucu önderi ve Batı dünyasını içine düştüğü Skolastik uykudan uyandıran sayılı filozoflardan birisidir. Erdemli Kent (el-Medinetü’l-Fâdıla), Medeni Siyaset, (es-Siyasetü’l- Medeniyye) ve Medeniyet Bahisleri, (el-Fusulü’l-Medeni) isimli eserleriyle medeniyet felsefesinin öncü ismi olduğu kadar, modern siyaset biliminin de kurucu figürlerinden birisidir. Bu büyük Türk bilge ve filozofu İslâm medeniyetinin altın çağının başlarında, İlahiyat’tan Metafiziğe, Varlık felsefesinden (Ontoloji) Mantık’a, Ahlak felsefesinden Siyaset felsefesine, Fizik’ten Astronomi’ye, Psikoloji’den Musiki’ye kadar birçok alanda eserler vermekle kalmamış derin felsefi bilgisiyle Antik düşünceyi Ortaçağlara ve günümüze taşımıştır. Fârâbî’nin düşünce sistemi eklektiktir. O, bir yandan sıkı sıkıya bağlı bulunduğu Aristo felsefesiyle Eflatun’un görüşlerini bağdaştırmaya çalışırken; diğer yandan dönemin hâkim felsefi yaklaşımı olan çok Tanrıcı Helenistik Felsefenin temel konularını yeniden yorumlamaya çalışmış ve buradan hareketle, gönülden bağlı bulunduğu İslâm dinin getirdiği saf Tevhid inancına dayalı yeni ve özgün bir düşünce sistemi (İslâm düşüncesi) inşa etmeye çalışmıştır.

Günümüzden yaklaşık bin küsur sene önce Orta Asya steplerinden kalkıp Bağdat, Halep, Şam ve Kahire gibi o dönem İslâm dünyasının kültür başkentlerine giderek evrensel düşünceyi yakından öğrenmeye, bilmeye, tanımaya ve anlamaya çalışan bu eşsiz düşünür, sistemini kurarken öncelikle Eski Yunan’dan Roma’ya, oradan da Hıristiyan Skolastizmi’ne geçmiş olan ve Trivivum-Quadrivium diye bilinen bilimler tasnifi yerine, içinde İslâm bilimlerinin de ye raldığı yeni bir bilimler sınıflaması yaparak klasik sistemi bütünüyle değiştirecek ve ilk kez medeniyet felsefesini, yeni kurduğu bilimler şeması içerisinde çok önemli bir konuma yerleştirecektir. Felsefe, Kelâm, Mantık, Musiki, Ahlak, Devlet, Siyaset felsefesi ve Medeniyet düşüncesi alanında yazdığı eserler kadar, yetiştirdiği öğrencileriyle de dikkat çeken bu düşünürün Mantık ile ilgili çalışmaları, ölümünden sonra Bağdat’taki öğrencileri tarafından daha da geliştirilerek özellikle İslâm Rönesansı diye ifade edilen bir dönemde, yani IV. Hicri asırda devrin önemli düşünürlerinin, fikir adamlarının, sanatçılarının ve edebiyatçılarının başvuru kaynağı haline getirilmiştir. Onun Mantık sistemi, On yedinci Asırda kurulan ve modern bilim ve düşüncenin oluşumundaki başlıca amiller arasında yer alan Metdoloji’nin de temel dayanaklarından birisi olmuştur. Diğer taraftan gerek Kelâm, gerekse Tasavvuf ağırlıklı son dönem İslâm düşünce geleneğinin temel tezleri de, Fârâbî felsefesinin devamı niteliğindedir.

Büyük bilgin İmam Gazzali’nin ve onun izinden giden ünlü Fakih, Müfessir Fahreddin Er-Razi’nin Kelâm ağırlıklı düşünce sisteminin büyük bir bölümü de yine Fârâbî felsefesiyle bağlantılıdır. Keza Muhyiddin ibnü’l-Arabi’nin Vahdet-i Vücûd felsefesinin üzerine kurulduğu merâtib-i vücûd, yani varlığın mertebeleri teorisinin de Fârâbî’nin geliştirdiği Vücûd ve Sudur teorisiyle bağlantılı olduğu muhakkaktır. Fârâbî’nin Batı İslâm dünyasındaki etkileri de çok büyük olmuştur. Endülüs düşüncesinin büyük temsilcileri İbn Bâcce, ibn Tufeyl ve İbn Rüşd, Fârâbî düşüncesini Müslüman İspanya’da yaymakla kalmamış, bu fikirlerin Pyrene sıra dağlarını aşarak Kıta Avrupa’sının içlerinde kadar ulaşmasını da sağlamışlardır. Kısacası İslâm düşünce geleneğinin tümünün, ana hatlarıyla Fârâbî düşüncesinin devamı ve uzantısı niteliğinde olduğunu söylersek pek de abartılı davranmış olmayız.

Fârâbî’nin Batı dünyasındaki etkilerine gelince, bunun İslâm dünyasındaki kadar olmasa da, ona yakın derecede olduğunu ve özellikle Yahudi ve Hıristiyan Ortaçağı’nda büyük boyutta olmak üzere belirli ölçüde günümüze kadar uzanıp geldiğini söyleyebiliriz. Fârâbî’nin fikirleri, Yahudi din adamı ve düşünürü İbn Meymun (Maimonides/Ram-Bam) aracılığıyla Yahudi düşüncesi üzerinde; Albertus Magnus ve onun öğrencisi Saint Thomas aracılığıyla Latin dünyası üzerinde etkili olmuştur. İbn Meymun’un, öğrencisi Samuel İbn Tibbon’a yazdığı mektupta, Fârâbî’nin eserlerinden bazılarını okumasını tavsiye etmesi üzerine Güney Fransa’da yaşayan Yahudi mütercimler onun eserlerinin büyük bir bölümünü İbraniceye çevirmişlerdir. Bunlar arasında kendisini Fârâbî’nin öğrencisi sayanlar bile olmuştur. Biz bugün Fârâbî’nin Arapça orijinali kaybolmuş bulunan bazı eserlerini, İbrani alfabesiyle yazılmış orijinal metinlerinden veya İbranice çevirilerinden okuyabiliyoruz. Keza İslâm bilim ve düşüncesine merak saran pek çok Hıristiyan mütercim de Fârâbî’nin eserlerini, ya doğrudan Arapçadan, ya da İbranice tercümelerinden Latinceye aktarmışlardır. Üç yüz yıla yakın bir süre devam ettiği anlaşılan bu tercümeler sonucunda Batı dünyasının Skolastik uykusundan uyandığı ve Rönesans hareketinin başlamış olduğu bir çok insaf sahibi araştırmacı tarafından dile getirilmiştir.1

Bu etki, 18. yüzyıla kadar gittikçe azalsa da devam edip gelmiştir. Onun özellikle siyaset devlet ve medeniyet felsefesiyle ilgili görüşleri, İkinci Cihan Savaşı yıllarında Faşizme karşı direnen Yahudi kökenli araştırmacılar için de yeniden ilham kaynağı olacaktır. Bunlar arasında Neo-Con dediğimiz Yeni Muhafazakâr düşüncenin ideologlarından Leo Satrauss’un ismini zikretmemiz gerekir. Leo Strauss, aradan bin iki yüz seneye yakın bir süre geçtikten sonra Fârâbî’nin, Eflatun’un Devlet Diyaloğu üzerine yazdığı şerhe bir haşiye (açıklamanın açıklaması) yazarak Ortaçağ’da çok ünlü olan şerh ve haşiye yazma geleneğini sürdüren çağdaş bir Fârâbî şarihi olmuştur. Görülüyor ki Fârâbî, yalnız kendi dönemine, ya da yalnız Türk ve İslâm dünyasına değil, doğusuyla batısıyla her dönemde tüm dünyaya ışık tutan büyük bir dünya filozofudur. Bu 1. Daha geniş bilgi için bakınız, Bekir Karlığa, İslam Düşüncesi’nin Batı Düşüncesi’ne Etkileri, I, 205 ve devamı. büyük düşünür, gerek yazdığı eserleri ve geliştirdiği fikirleri, gerekse doğuda ve batıda uzun süre devam eden etkileriyle, aynı zamanda bugün büyük bir buhran içerisinde kıvranan dünyamızın ihtiyaç duyduğu medeniyet düşüncesinin de en önemli teorisyenlerinden birisidir. Medeniyet taşıyan İpek yolu kevanlarının geçtiği yerde doğup büyüyen ve o zamanlar “rub’u meskûn” denilen yeryüzü yerleşiminin dörtte birinin büyükçe bir bölümünü yakından görüp gözleyp tanıyan bu Türkmen kocası, geçmiş medeniyet birkimlerinin birçoğunun üzerinden geçerek medeniyetlerin doğuş yeri Mezopotamya’ya, Dicle-Fırat havzasına gelmiş, evrensel uygarlığın bütün birikimlerini yakından tanıma imkânı bulmuştur.

Medeniyet kelimesinin kök anlamı ve tarihsel arka planı göz öünde bulundurulduğunda, Fârâbî’nin, tam anlamıyla bir medeniyet düşünürü olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle Fârâbî’yi, Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş bulunan, o günkü Başbakanımız ve bugünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Eş-Başkanlığını yaptığı ve 127 ülkenin katıldığı, yüzyılın küresel insanlık ve barış projesi olan Medeniyetler İttifakı projesinin ilk müjdecisi ve kurucu figürü sayabiliriz. Zira Fârâbî, yukarda zikrettiğimiz üç önemli eseri (el-Medînetü’l-Fâzıla, es-Siyâsetü’l-Medeniyye ve Fusûlü’l-Medenî) başta olmak üzere bütün eserlerinde, evrensel medeniyet düşüncesinin temellerini inşa etmeye çalışmış benzeri az blunan bir düşünürdür. Tabiatıyla Fârâbî’nin zamanında medeniyet terimi bugünkü anlamda kullanılmıyordu. Günümüzde tam ve kesin bir tanımı yapılmamış olasa da, genel hatlarıyla, insanoğlunun üst düzeydeki etkinliklerinin özü ve özeti diye ifadelendirebileceğimiz medeniyet teriminin kapsamına giren her konu ile Fârâbî yakından ilgilenmiştir. Bu değerlendirme, aynı zamanda Fârâbî’nin siyaset felsefesinden istifade edilerek hazırlandığı anlaşılan ve dünyamızı bir kan gölüne çevirmek amacıyla adeta su-i istimal edilmek istenen “Medeniyetler Çatışması” tezine de verilmiş insancıl, barışçıl ve medeni bir cevap olacaktır.

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-5

Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR) Sunar:.

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-5

KONU: İNSAN, ŞEHİR VE MEDENİYET

KONUŞMACILAR:

Prof. Dr. Prof. Dr. Kenan Gürsoy,
Prof. Dr. Mehmet Ergun Turan
Prof. Dr Bekir Karlığa

YER: Küçükçekmece, Cennet Kültür ve Sanat Merkezi

TARİH: 25 Şubat 2017 Cumartesi,Saat,15.00-18.00

Yeryüzünün en değerli varlığı şüphesiz ki insandır. Eskilerin deyişiyle “eşref-i mahlukat” olan insanoğlunun, bu varlık alemindeki yolculuğundaki ana amacı, ebedi mutluluğu elde etmektir. Aynı şekilde insanoğlunun en üst düzeydeki etkinliklerinin hülasası demek olan medeniyetlerin de temel hedefi, sağlıklı ruh yapısına sahip bireylerden oluşan toplumlar meydana getirmektir. Bu da ancak sağlıklı çevre, sağlıklı yerleşim alanları ve sağlıklı kentler inşa etmekle mümkün olur.

Unutulmamalıdır ki şehirleri, gerçek anlamda şehir yapan, ona kendi kimliğini kazandıran, ana rengini veren, temel özelliğini sağlayan ve onu özgün kılan unsur ise, o şehrin ruhu demek olan tarihi ve manevi yapılarıdır. Bir şehri, katı cansız bir madde yığını olmaktan çıkarıp, bir sembol, bir gaye ve hedef haline getiren husus, onun taşıdığı ruhi ve manevi zenginliğidir.

Şehirlere, bu ruhu veren, bu havayı sağlayan ana güç ise, o şehri kuran, ya da o şehri yönlendiren iradenin bağlı bulunduğu değerler manzumesi ve bu değerlerin arkasında saklı bulunan dünya görüşü, hayat felsefesi ve varlık telakkisidir. Buna da biz genel anlamıyla “medeniyet” diyoruz.

Her medeniyetin kendine özgü bir dünya görüşü, varlığa, eşyaya bakış tarzı bulunduğu gibi, kendine has şehirleri de vardır. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat, Kurtuba, Buhara, Semerkant, Konya, İstanbul, bizim medeniyetimizin şaşaalı ve büyüleyici şehirleridir

Bu ruh ve mananın yeniden gündemimize taşınması amacıyla, Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR) tarafından başlatılmış bulunan Medeniyetler İttifakı İstanbul Konferansları çerçevesinde, bu ay “İnsan, Şehir ve Medeniyet” konusu ele alınacaktır.

Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi eski Dekanı, Vatikan eski Büyükelçisi ve Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Gürsoy; ülkemizin kangrenleşmiş gecekondu probleminin çözümünde büyük başarı sağlamış olan TOKİ Başkanı Sayın Mehmet Etgun Tıran ve Medeniyetler İttifakı Türliye Eşgüdüm Kurulu Başkanı, Başbakan Başmüşaviri ve İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr Bekir Karlığa’nın konuşmacı olarak katılacağı konferans, 25 Şubat 2017 tarihinde, Küçükçekmece, Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşecektir.

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI – 6

Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR)

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI – 6

EDEBİYAT VE MEDENİYET

KONUŞMACILAR:

Prof. Dr. Husrev Hatemi,
Prof. Dr. Mahmut Kaya
Prof. Dr Bekir Karlığa

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Kültür Merkezi, Divanyolu- Sultanahmet
Tarih: 11 Mart 2017 Cumartesi,Saat,15.00-18.00

Şüphesiz ki medeniyet ile edebiyat arasında yakın ilişki vardır. İnsanoğlunun ortaya koyduğu etkinliklerin en özgünü ve en seçkini olan medeniyet aynı zamanda, bir süzülmüşlüğün, arınmışlığın ve mükemmelliğin de ifadesidir. Nitekim bilim, düşünce ve medeniyet tarihçilerine göre bütün insanlık tarihinde ortaya çıkmış olan medeniyetlerin sayısı 6 ile 40 rakamı arasında değişmektedir. Bu da medeniyetin ne kadar zor, zahmetli ve yoğun bir çabanın sonucu olduğunu gösterir.

Her medeniyet, bilim düşünce, edebiyat, musiki, güzel sanatlar, estetik ve mimari başta olmak üzere ortaya koyduğu özgün eserlerle belirginlik kazanır. Medeniyetlerin etkinliği ve ömrü de buna göre geniş veya dar, uzun veya kısa olur.

İslam’ın doğuşundan itibaren Müslümanlar arasında hızla gelişmeye başlayan edep anlayışı ve bu anlayışı doğrultusunda ortaya çıkan tercihler, zevkler, hem yeni bir edebiyatın doğmasına, hem de hayatın bütün alanlarını kuşatan kapsamlı bir medeniyet anlayışının yayılmasına sebep olmuştur.

Buna bağlı olarak Şam’dan Bağdat’a, Semerkant’tan Lahor’a Kurtuba’dan, Delhi’ye, İsfahan’dan İstanbul’a zengin bir edebiyat literatürü oluştuğu gibi, güçlü bir medeniyet mirası da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında, serapa baştan sona bir edep ve erkan uygarlığı olan Osmanlı kültür ve medeniyeti, dikkatleri üzerine çekmiştir.

Bu zengin litertürün ve güçlü mirasın, öncelikle kendi insanımıza, ardından da bütün insanlığa anlatılması hem yerel, hem de küresel planda yeni bir medeniyet idrakinin doğup yayılmasına fırsat ve imkan hazırlayacaktır.

Bu nedenle “Yeni Dünya, Yeni Türkiye ve Yeni medeniyet Anlayışı” konsepti ile başlatmış bulunduğumuz Medeniyetler İttifakı İstanbul Konferansları’nınMart ayındaki konusu “Edebiyat ve Medeniyet olarak belirlenmiştir.

Ünlü bir hekim olduğu kadar değerli bir şair olan Prof. Dr. Husrev Hatemi ile önemli bir İslam felsefecisi olduğu kadar değerli bir edib olan Prof. Dr. Mahmut Kaya ve Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu Başkanı, Başbakan Başmüşaviri ve İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Dr Bekir Karlığa’nın konuşmacı olarak katılacağı konferans, 11 Mart 2017 Cumartesi günü saat 15.00- 18.00 arasında Türkiye Yazarlar Birliği Kültür Merkezi’nde ( Divanyolu, Kızlarağası Mehmet Ağa Medresesi) gerçekleşecektir.

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-4

Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı, İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR)

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-4

YENİ TÜRKİYE VE YENİ MEDENİYET ALGISI

Rönesans ve Reform hareketlerinin sonucunda ortaya çıkan bilimsel keşifler, Sanayi inkılabı, Fransız devrimi ve Aydınlanma ile birlikte, Batı değerlerinin eşsizliği,  entelektüel ve medeni bakımdan üstünlüğü fikri yaygınlaştırılarak, bütünüyle yeryüzü, Batı’nın sömürü alanı haline getirilmek istendi.

Bu bağlamda On sekizinci yüz yılda ortaya atılan ve büyülü bir kavram haline dönüştürülen medeniyet konseptinin Batı’ya ait bir olgu olduğu, Batı dışı toplumların medeniyet üretme yeteneğine sahip bulunmadıkları varsayımıyla, Avrupa Merkezci (Euro-centrism) yaklaşım hakim ideoloji haline getirildi.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru, Materyalim, Pozitivizm, Oryantalizm üçlüsü, emperyalist Batı hegemonyacılığını, evrensel medeniyet konsepti ile bütünleştirerek yaygınlaştırdı.

Diğer taraftan Osmanlı’nın son asırlarında ortaya çıkan Batı merkezli yaklaşımlar, hızla gelişerek bütün imparatorluk sathını kuşattı. İmparatorluğun yıkılışından sonra kurulan genç Cumhuriyet de, dönemin hakim trendine uyarak modernist ve seküler açılımlarla ülkeyi bir baştan bir başa değiştirmeye çalıştı.

Toplumsal hayattaki asıl değişim, çok partili demokratik hayata geçiş ile büyük bir ivme kazandı. Özellikle merhum Başbakan Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Özal döneminde gözle görülür hale gelen atılımlar, son 15 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ve AKPARTİ hükümetleri döneminde büyük bir kalkınma hamlesine dönüştü.

Artık eski kalıplar üzerimize dar geliyor. Zira bilişim teknolojileri, gezegenimizi küçülttükçe küçülttü, bütün dünyayı anında evimizin dört duvarı arasına taşımayı başardı. Eskiden bize son derece uzak gibi görünen gökyüzü, yakınlaştı. Aşılmaz sanılan dağlar aşıldı, okyanuslar geçildi, denizler kuşatıldı, ırmaklar dizginlendi. Bu bağlamda hem dünya değişti, hem de ülkemiz büyük bir zihniyet değişimi yaşadı.

Yeni Anayasa değişimi ile yeni ve daha kapsamlı atılımlara imza atmaya hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti, zengin tarihi mirasımıza sahip çıkmakta ve yeni bir medeniyet bilincinin ve algısının oluşup gelişmesi  için büyük çaba harcamaktadır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Eş-Başkanlığında Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş bulunan yüzyılın küresel barış ve insanlık girişimi Medeniyetler İttifakı, bu çabanın bir göstergesidir. 128 ülkenin ve 24 uluslar arası kuruluşun yer aldığı bu oluşum,Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle: “Küresel tehditlere karşı verilmiş küresel bir cevaptır.”

KONUŞMACILAR:

Prof. Dr. Bekir Karlığa, Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu Başkanı
Prof. Dr Burhanettin Duran, SETA Genel Koordinatörü
İhsan Aktaş, GENAR Başkanı

YER: Pendik, Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi
TARİH: 28 Ocak 2017 Cumartesi, Saat 15.00-18.00